TANITIM BÖLÜM 1
Kitabın
Amaçları
Bu kitabın amaçlarından biri size farklı
birçok öğretim teknikleri hakkında öğretmektir. “Dil öğretme metotları” ifadesini
dil öğretimindeki olay ve düşünceler arasındaki uygun bağları ima etmek için
kullanacağız. Olayları teknikler (techniques) başlığı
altında ve düşünceleri prensipler (principles)
başlığı altında ele alacağız.
Kitabın ikinci amacı ise öğretmen olarak
sizin davranışlarınızı oluşturan düşünceleri açığa vurmanızda size yardımcı
olmaktır. Bu davranışlarınızın belki siz farkında olmayabilirsiniz. Bu kitapta
okuyacağınız prensipler öğretme hakkındaki değişmez düşünce ve inanışlarınızı
açığa vurmanızda size yardımcı olacaklardır.
Düşünce-Olay
Bağlantısı :
Metotlar düşünce ve olayları birbirine
bağlarlar. Bir dil öğretmeni olarak konular hakkında, dil hakkında, kültür
hakkında, öğrencileriniz hakkında, kim oldukları ve nasıl öğrenecekleri
hakkında düşünceleriniz olacaktır. Ayrıca öğretmen olarak kendiniz hakkında,
öğrencilerinize öğrenmelerinde yardımcı olabilmek amacıyla neler
yapabileceğiniz hakkında fikirleriniz olacaktır. İşte bütün bu fikirler sınıf
içinde sizin davranışlarınızı oluştururlar. Bunun farkında olursanız neyi neden
yapacağınızı inceleyerek davranışlarınızda değişikliklere yönelme gereği
duyabilirsiniz.
Örnek olarak birkaç yıl önce birlikte
çalıştığım bir öğretmen hakkındaki anekdotu anlatayım. Metotlar hakkındaki
çalışmalarından Heather, öğretmen kontrolü ve öğrenci
teşebbüsleri ile nasıl çalışacağı konusuyla ilgilenmeye başladı. Heather bir karar verdi, ve bu karara göre dersin
kontrolünü daha az göstererek öğrencileri girişken olmaları konusunda
cesaretlendirmiş olacaktı. Öncelikle bütün soruları öğrenciler değil
öğretmenlerin sorduğunu fark ettiğinden sorular için öğrencilerin aktif olacağı
şekilde dersin işleyişini değiştirdi.
Onu gözlemlemeye geldiğimde çok cesaretsiz
görünüyordu. Öğrenciler kişisel teşebbüste (initiative)
öğretmenin zorlamasıyla bulunabiliyorlardı ancak. Heather
neyin yanlış olduğunu bilmiyordu. Sınıfı ziyaret ettiğimde aşağıdaki
alıştırmayı gözlemledim :
Heather : Juan, ask Anna what
she is wearing.
Juan : What are you wearing?
Anna :
I am wearing a dress.
Heather : Anna, ask Muriel what
she is writing.
Anna :
What are you writing?
Muriel : I
am writing a letter.
Bu alıştırma bir süre devam etti. Açıkçası Heather öğretmenlerin yaygın sorunu olan bütün soruları
sorma probleminden sakınmayı başarmıştı. Bu alıştırmada da soruları soran
öğrencilerdi. Yinede, öğrencileri soru sormaya cesaretlendirici olmuyordu çünkü
bu teşebbüsü öğrencileri belli bir soruya yönlendirerek kendisine çekiyordu. Bu
sorunu Heather ve ben tartıştık.
Heather anladı ki eğer öğrencilerden daha girişken
olmalarını istiyorsa öğle bir durum düzenlemeliydi ki bu durumda kendi katılımı
temel, en önemli olmasın. Bunu sağlamanın birkaç yolunu konuştuk. Bu söyleşi
sırasında önemli bir noktanın farkına vardı. Deneyimsiz bir öğretmen olduğundan
kim kime neyi ne zaman söyleyeceği konusunda bütün kararları öğrencilere
vermenin emniyetsiz olduğunu hissetti. Eğer öğrencileri ona cevaplayamayacağı
sorular sorarsa ne olacaktı? Öğrencilerin sınıfta girişken olması onun
değerlerine yakınken, Heather öğrencilerin bu
girişkenliğinin ileriki safhalarını düşünmeye başladı. Sonuç olarak Heather’in tekniğini geliştirmesi ile ilgili bir sorun
değildi bu. Kendi öğretmenliği hakkında düşündüğü yolla tekrar düşünecekti.
Onun öğretmenliğinde düşünceler ve olaylar arasındaki ilişki çok önemliydi. Heather farkına vardı ki eğer bir şeyler onun niyetlendiği
gibi gitmiyorsa ya davranışı yada düşünceyi
değiştirecekti. Niyeti üzerinde biraz düşündükten sonra Heather
anlamıştı ki öğrencilerinin tamamıyla dersin kontrolünü almalarına hazır
değildi.
A Coherent Set :
Bu kitaptaki metotlara geri dönecek olursak
hepsindeki olaylar ve düşünceler arasında bağlantılar bulunduğunu görürüz. Ama
metotlarda bağlantıların yapıldığı başka bir yol daha vardır. Bu bağlantı ise
bir olay-düşünce bağlantısı ile diğerini birbirine bağlar. Böyle bağlantılar
birbirine uyan bir seti (coherent set) oluşturarak
metodu yaratırlar. Bu bağlantılar arasında teorik veya felsefi olarak uygunluk
(compatibility) olmalıdır. Eğer bir öğretmen dilin
sabit (fixed) parçalardan oluştuğuna inanırsa onun
metotları kullanması saçma olacaktır.
Bağlantılar arasında uygunluk olmalı demek
bir metodun tekniği başka bir metodunki ile kullanılamaz demek değildir.
Teknikler eğer onların arkasındaki düşünceler farklı ise pratikte çok farklı
görünebilir. Örneğin, öğrencilere bir içerik sağlamak için resim göstererek
diyalog öğreten bir teknik öğrenme ve öğretme hakkında farklı sonuçlar
verebilir.
Eğer öğrenciler önce resme bakıp, gözlerini
kapatarak diyalogu okuyan öğretmeni dinlerseler ve eğer parça parça öğretmenden sonra tekrar edip diyalogu akıcı ve
kusursuz (flawless) bir şekilde öğrenirlerse
öğrenciler sınıftaki bütün dili ve anlamı öğretmenin sağladığını
düşüneceklerdir. Dahası beyinlerinin yaratıcılık özelliğinden çok kopyalama
özelliğini ön planda tutacaklardır.
Diğer yönden, öğrenciler diyalogu okumadan
veya dinlemeden önce resimlere bakarak kelime ve deyimler oluşturarak resmi
anlatabilirler ve resimdeki karakterlerin birbirlerine neler söylüyor
olabileceklerini tahmin edebilirler. Böylelikle girişkenlikleri gün yüzüne
çıkarılmış olur. Daha sonra pratik amacıyla kusursuz söyleşi için çabalamadan
ikili çalışabilirler. Böylelikle beyinlerinin yaratıcılık özelliğini aktif
tutarlar.
Bu iki örnekten anlaşılacağı gibi belirli
bir teknik uygulanış bakımından öğrencilerde öğrenimleri hakkında farklı
sonuçlar oluşturabilir. Bütün bunlar bir öğretmenin bir tekniği uygulamaya
geçirirken oluşan düşünce ve inanışlarından da kaynaklanabilir.
Bu kitabın amacı burada bulunan metotlardan
birini seçmeniz için size ayrıntılarıyla öğretmen değildir. Asıl amaç burada
bulunan teknikleri işaretler olarak nitelendirerek kendi öğrenme-öğretme
inanışlarınızı yaratmanızdır. Elbette bu inanışlar sizin deneyimlerinize,
profesyonel eğitiminize, hakkında bilgi sahibi olduğunuz araştırmalara ve hatta
sosyal değerlerinize bağlı olacaktır. Kitap, kusursuz metotlar hangileridir
sorusuna cevap veremez. Ayrıca kitap belirli bir metot üzerine mal edilemez.
Ayrıca kitapta bütün metotlar değil günümüzde en sık kullanılanlar verilmiştir.
Ayrıca bu kitaptaki metotlar öğrenme-öğretme sürecindeki düşünce çeşitlerini en
çok farklılaştıranlardır.
Doubting Game And Believing Game
:
Bu kitapta karşılaşacağınız bazı fikirler
yaptıklarınızı ve inandıklarınızı desteklerken bazıları onlara meydan okuyor
olabilir. Eğer bizim temel aldığımız fikirlere meydan okunursa yeni fikri
reddederiz. Yerleşen inanışları değiştirmek çok zordur.
Örneğin, benim ilk “Silent
Way” metodunu Caleb Gattegno ile tartıştığım zamanı ele alalım. Gattegno’nun söyledikleri benim öğretme üzerine olan
inanışlarımdan çok farklıydı.
Gattegno’ya göre öğrenci asla övülmemeliydi. İyi
denmemeli, gülümseme bile olmamalıydı. Bana göre ise iyi bir öğretmen öğrencilerine
pozitif enerji vermeli, cesaretlendirmeli ve onların hisleriyle ilgilenmeliydi.
Dahası öğretmen onlara anlatmadıkça öğrenci doğru yaptığını nasıl bilecekti?
Diğer yönden, Gattegno’nun
öğrencilere övgü ödül vermekte isteksiz oluşunun nedenini de anlamıştım.
Sessizliğin gücünden yararlanıyordu. Öğretmenden cevap almadan öğrenciler kendi
öğrenimleri için sorumluluk almış olacaklardı. “Sadece öğrenen öğrenme işlemini
yapar” fikrindeydi. Öğrenciler açık bir şekilde (overt)
öğretmenden onay (approval) gereksinimi duymadan
çalışmayı yapmalıydılar. Böylelikle kendi içlerindeki özgüveni (iner criteria) tatmin edeceklerdi. Kendilerini dinlemeyi
öğrenmeleri öğretmen üzerindeki itimadı (reliance)
azaltacaktı. Öğretmen her zaman orada olmayacaktır. Ayrıca kendi hatalarını
düzeltmek ve kendi gelişimlerini gözlemlemek için cesaretlendirilmiş
olacaklardı. Eğer öğretmen çocuğun başarısında çok fazla etkense bu dilsel
gelişim hem zorlaştırılmış olur hem de doğallıktan uzaklaşır. Dahası
öğrencilerin güveni onlara sahip olacakları dilsel başarı veya zorluklar
sorulmamakla sağlanır.
“Wait a minute (şüphe)” ile “On the other hand
(inanmaya başlama)” cevapları arasındaki farklar nelerdir? Öncelikle her iki
durumu da onaylamak için neyin gerektiğine karar verelim. Yapmaya çabaladığım
şey Peter Elbow’un “Doubting ve Believing” oyunlarını
oynamaktır. Elbow bunlara her zaman oyun olarak bakar
çünkü bu terimler kurallarla çevrelenmiş gerçek yaşamla alakası olmayan
inanışlara ait durumlardır. Şüphe oyunu (doubting game) Elbow’a göre mantık ve
kanıt gerektirir. Ayrımda olma (discrimination)
bilgisini destekler : bir şeyi deneyerek istenip istenmediğini öğrenmektir.
Şüphe, karşılığı olan inanmadan daha fazla akademik dünyada pratikte
kullanılır. Bizim çağdaş eğitimimiz bundan etkilenerek bir şüphe teorisi
yaratmıştır. Buna göre, zeki olmak için her şeyden şüphelenmeli ve her zaman
neyin yanlış olduğunu ve bazense neyin doğru veya iyi olduğunu belirtmeliyiz.
Şüphe oyunu hepimizin içinde vardır, yeni fikre bir şans vermeden önce hatalarını
bulabiliriz. Peki inanma oyunu neyi gerektirir? İnanma bilgisi; düzenleme,
içerme ve yatırım yapma hareketlerini vurgular. Şüpheden uzaktır. Bir metodu
sahibinin gördüğü gibi görmek, başka birinin gözlüklerini takmak gibidir. Yeni
olanın incelenmesinde isteklilik gerektirir.
www.iolpgalerisi.com by Mustafa Baran