SNOW

 

O soğuk geceyi hatırlıyorum. Bir yığın kütük (pile of logs) getiriyordun ve kollarını alçalttığında bir sincap atlayıvermişti. –“Burada ne yaptığını düşünüyorsun” deniştin ve o oturma odasına kaçmıştı. Sanki evi çok iyi biliyormuşçasına kütüphaneye doğru gitti ve ön kapının önünde durdu. Bir şiirin konusu dışında hiç kimse buna inanmayacaktı. Evdeki ilk haftamız kazılar yaparak ve duvar kağıdının altındaki duvar kağıtları gibi evin gizemlerini bularak geçmişti. Mutfakta Ping-Pong topları büyüklüğündeki mor üzümlerle süslenmiş altın beyazı sarmaşık kafesi vardı. Duvarları sarıya boyadığımızda, alt kısımda geriye kalan üzümleri düşündüm ve asmanın bazı bitkilerin geliştikçe bir şeyleri ittiği gibi ayrıldığını hayal ettim. Büyük kar geldiğinde senin yolu temizlemen gerekmişti (shovel the walk), şapkanı bulamayınca benden başına bir havlu sarmamı istemiştin. O beyaz havluyla karların çılgın kralı gibiydin. İnsanlar bizim birlikte olup şehirden ayrılıp kırsal kesime gelmemiz fikrini sevmişlerdi. Birçok insan bizi ziyaret etmişti ve şömine onların sanki şaşırtıcı hikayeler anlatmak istemelerini sağlıyordu : Dondurma kamyonunun kapısı açıldığında kapının sağ köşesinde duran çocuğun üzerine yığılan yüzlerce tatlı donmuş sular. Sahilde duran adamın parlayan kumları seyrederken, daha parlak gördüğü bir yerde eğilip elmas bir yüzük bulması. Acaba onlardan biri olacağımızı düşündükleri için mi böyle şaşırtıcı hikayeler anlatıyorlardı? Ama bunun işe yaramayacağını tahmin edebilmişlerdi. Bu bir çocuğa çaydanlık ve fincan vermek kadar ümitsizceydi. Çayırda dizlerimize kadar kara battığımız geceyi hatırlıyor musun? Bütün beyazlığı hızla döndüren rüzgar için gökyüzüne bakıyorduk. Sanki dünya ters düz oluyormuş gibi görünürdü. Kocaman Queen Anne çiçekleriyle dolu tarlaya bakardık. Sonra araba farları sönerdi, yeni düşen karlara doğru gidecek olan ilk bizim arabamızdı. Araba dış dünyadan açığa çıkmış gibi görünürdü.

Sen bunları farklı hatırlıyorsun. Sen meydanlara kurulmuş soğuğu hatırlıyorsun. küçük bir ışık kıvrımının aydan gecelere yavaş yavaş taşındığını hatırlıyorsun. Sonunda artık gökyüzünün karanlığı seni şaşırtmayacaktı. Karanlıkta saklanan sincabı hatırlıyorsun ama onun kaçmasını sağlayacak kapıyı değil. Ziyaretçilerimiz insanların her zaman anlattığı hikayeleri anlatıyorlardı. Bir gece bana hikaye anlatma konusunda ders vermek için –“Yaşam hakkında hikayeler anlatmazsak o yaşam çarpıcı, dramatik olurdu”.

Dramatik olan buydu : Çok geçmemişti, arabayla eve dönüyordum. Nisan ayıydı ve Allen ölmüştü. Bütün ziyaretçilerimi yerine kapı komşumuz Allen kötü zamanların iyi bir dostuydu. Eşiyle oturma odalarında oturdum. pencereden arka bahçeye baktım. Allen’in havuzu oradaydı. Üzerinde siyah plastik bir örtü vardı. Yağmur yağdıkça o örtü su toplardı ve sonunda betona kayardı. O gün ayrıldığımda bizim evimiz hakkındaki geçmişe döndüm. Üç yada dört çiğdem ön bahçede açmıştı. Karlar azalmıştı. Onlar için kendimi mahcup hissettim. Yarışamamışlardı.

Bu senin hikayeler böyle anlatılmalı dediğin tarzdan anlatılmış bir hikayeydi. Birileri büyür, aşık olur ve sevgilisiyle bir kışı kırsal bölgede geçirir. Bu elbette tartışmanın değersiz olduğu en yalın anlatımdı. Bu kar hala hızla yağıyorken kuşlara yem atmak kadar anlamsızdı. Büyük şeyler ölüyorken küçük şeylerin hayatta kalmasını kim beklerdi? Saniyeler ve semboller kalırdı anılarımızı hatırlamak için. Havuzun üzerindeki siyah kefen gibi. Aşk en kısa formunda bir kelimeye dönüşüverir. Hepsi hakkında hatırladığım tek şey bir kıştı. Kar. Şimdilerde bile “kar” derken dudaklarım sanki havayı öper.

Her zaman orada olan kar temizleme makinesi için hikaye anlatılmamıştı. Dar yoldaki – kan damarımızdaki karları temizlerdi. Ama hiçbirimiz kalbin nerede olduğunu söyleyemezdik.

 

ALLITERATION

Bir cümlede aynı sesi tekrar etme : towel turban, crazy king

Unvoiced Consonants : (t, k, wh) kelimelerdeki yumuşaklığı ortaya çıkarır.

www.iolpgalerisi.com  by Mustafa Baran

 

Anasayfaya Dön