CAN – CAN
-“Biraz arabayla
dolaşacağım” dedi eşine. –“Bir yada iki saat içinde dönerim”.
Normalde onu postane yada
bir mağazaya gitmesi için yeterli birkaç dakikadan daha fazla evi terk etmezdi.
Ama boş işlerle zamanını harcar, garip işlerle uğraşır, yaşamlarını sağlayacak
boyama mesleğinden para kazanırdı. Eşi onu “Mr.Fix-it” diye çağırırdı.
-“Tamam”, dedi eşi gözleri
parlar şekilde. Sanki kocası ona bir iyilik yapıyordu. Gerçekte eşinin evden
ayrılmasını sevmezdi. O evdeyken daha güvende hissederdi. Ayrıca evdeyken
çocukların özellikle bebeğin bakımına yardım ederdi.
-“Benden kurtulduğun için
memnunsun değil mi?”, dedi.
-“Uh-huh”, dedi onu çok güzel, özlenecek biri yapan gülüşüyle.
Eşine arabayla dolaşmak
için nereye gideceğini sormadı. Aslında merak etmiyordu. Ama içten içe
kıskançtı.
Eşi paltosunu giydi ve onu
izlemeye başladı. Oturma odasında büyük kızıylaydı. –“Can-Can yap, anne!” dedi
çocuk. Eteğini çekti ve bacaklarını aşağı yukarı sallayarak eşinin yönünde Can Can dansını yapıyordu.
Arabayla dolaşacağını
söylemişti ama bir cafeye gidecek ve Sarah ile buluşacaktı. Eşi Sarah’ı
tanıyordu ama şüphelenmiyordu. Birlikte eşinin hiç haberdar olmadığı göl
kenarındaki yazlık eve gideceklerdi.
-“Peki, hoşça kalın” dedi.
-“Güle güle”, dedi eşi
halen dans ederken.
Bu bir kocanın eşinden
bekledikleri değildi. Yani kocasının başka bir kadına gitmek için evde
bıraktığı eşinin böyle davranması. Eşinden dikiş dikmek yada çamaşır yıkamak
yada çocukların elbiselerini yamamak gibi ilginç ve çekici olmayan şeyler
yapmasını beklerdi, Can-Can oynamasını değil. Çorap ve ayakkabısı yoktu,
bacakları çok beyaz ve yumuşaktı. Sanki daha önce hiç onlara dokunmamış yada
yaklaşmamıştı.
Aşağı yukarı havada hareket
eden ayakları sanki onun önünde başını eğiyordu (nod).
Çekici bir şekilde eteğinin iki ucunu birbirine katladı. Neden bunu onca
zamandan sonra şimdi yapıyordu. Kocası gidemedi. Eşinin gözleri alaylı bir
şekilde onlara bakıyor ve gülüyordu. Çocuk ise dans ettikçe annesiyle gülüyordu.
Kocası evden ayrıldığında hala dans ediyordu.
Bu randevuyu ayarlamak için
çektiği zorlukları düşündü. Sarah’ı kulübeden
araması, Sarah’ı ofisinde araması (o da evli), Sarah’ın dışarıda oluşu. Onu tekrar araması ve meşgul
sinyali. Madeni paranın düşmesi ve onu bulmak için kulübenin kapısını açması.
Sonunda Sarah’ı bulup bir tarih kararlaştırmak için
haftaya tekrar aramasının söylenmesi.
Cafede onun için beklerken, onun
gelmemesini istemesi kendisini şaşırtıyordu. Buluşma saat 3teydi. 10 dakika geçmişti.
Zaten sık sık geç kalırdı. Saatine ve onun arabası
için pencereden dışarı baktı. Onunki gibi bir araba vardı ama onun değildi
çünkü üzerinde bagaj kafesi yoktu. Saat 3:15 olmuştu. Belki de gelmeyecekti.
Aslında eğer gelecekse bu saat onun için en uygun zamandı. 20 geçmekteydi. Umudu vardı, yani onun gelmeyecek olmasını
umuyordu gerçekte. Eğer bunu umut edecekse neden görüşmeyi ayarlamıştı? Neden
bilmiyordu ama şuan gelmemesini istiyordu. Çünkü tek istediği şuan bir sigara
yakıp eski anıları için bir kahve içmek ve özel bir şey yapmamaktı. Belki
tekrar araba ile dolaşırdı vicdanı hür bir şekilde. Ama saat 3.30 olduğunda Sarah gelmişti.
-“Ümidimi kesmiştim”, dedi.
Arabayla göl kıyısındaki
eve gittiler. Onu kollarına aldığında sanki yaşamı buna bağlıymış gibi
kollarındaki kadını düşünmüyordu.
-“Ne düşünüyorsun? diye
sordu Sarah sonradan. Ondaki dalgınlığı (detachment) fark etmişti.
Bir süre cevap vermedi.
–“Gerçekten ne düşündüğümü bilmek istiyor musun?”
-“Evet”, dedi endişeli bir
şekilde.
Gizlice güldü. Sanki çok
anlamsız aptalca bir şey anlatmak üzere olduğunu hissetti. –“Can Can dansı yapan birisini düşünüyordum”, dedi.
-“Oh!”, dedi Sarah sanki tekrar güven tazelemiş bir şekilde. –“Bir an
için karını düşünüyor olmandan korktum”.
Yazar : Arturo
VIVANTE
Can-Can : Hareketli bir
Fransız dansı.
www.iolpgalerisi.com by Mustafa Baran