Otto Jespersen’e göre
ilk insanların birbirlerinin dikkatini çekmek için, kendilerini eğlendirmek
için çıkardıkları seslerden dili keşfetmişlerdir. Ama bu fikrin kanıtı yoktur. Konuşma
dilinin yazı dilinden önce bulunduğunu biliyoruz. İnsan yaşamında yarım milyon
yıl geriye gidersek atalarımızın konuşma yetisiyle ilgili kanıtlar bulamayız.
İlk zamanlardan ses ve dil ile ilgili bize bilgi verebilecek kanıtlar yoktur.
Bu kanıtların olmamasından dolayı dilin doğuşu sadece fikirlerle açıklanabilir.
Kutsal Kaynak (The
divine source) :
Bir fikre göre; Tanrı, Adem’i yarattı ve
yaşayan her yaratığı Adem’in seslendirdiği gibi isimlendirdi. Bir Hindu
inanışına göre; diller evrenin yaratanı Brahma’nın eşi Sarasvati
tarafından yaratıldı. Çoğu dinde, insanlara dilin var oluşunu açıklayan ilahi
bir kaynak vardır. Bu konuda deneyler yapılmıştır. İlk akla gelen eğer insanlar
tanrı vergisi dili kullanıyorlarsa, yeni doğan çocuklar belli bir yaşa kadar
hiç dilsel ses duymazlarsa o dili kullanmaları gerektiğidir.
Psammetichus adında Mısır’lı bir firavun 2 yeni doğmuş
yavru üzerinde araştırma yapar. Keçilerin ve sessiz bir çobanın yanında iki
yıldan sonra çocuklar mısır dilini değilde Frikya dilinde ekmek anlamındaki “bekos”
kelimesini kullanmaya başlarlar. Çocuklar bu kelimeyi keçilerden be-kos halinde aldıkları kabul edilir.
İskoçya’nın 4.James’e böyle bir deneyiminde
çocukların İbranice konuşmaya başladıkları iletilir.
Diğer hiçbir ilahi güç ile ilgili deney bu fikri kuvvetlendirmez.
Bir rivayete göre Tanrı bütün dilleri Babil şehrinde karıştırıp dünyaya yaymıştır. Ama diller bir
ilahi güçten yayıldıysa, onları yenileme gereği duymazdık.
Doğal Ses Kaynağı (The
Natural Sound Source) :
Bu fikre göre, ilk kelimeler doğal seslerin
taklitleri olabilir. Örneğin; “cawcaw” şeklinde ses
çıkardığından ingilizce karga “caw”
demektir. Guguk kuşu sesinden dolayı ingilizce “cuckoo” olarak isimlendirilmiştir. Bütün dillerde bu
teoriyi destekleyen çeşitli kelimeler bulunur. İngilizcede
“splash-su sıçratma”, “bang/boom-gürültülü ses” gibi...Dilin doğuşu hakkındaki bu
teoriye “bow-wow (köpek
havlaması)” teorisi denir. Bazı dillerdeki kelimelerin “seslerin yansımasıyla (onomatopoeic)” ile açıklamak mümkündür ama bu şekilde
sessiz, soyut varlıkların kelimelerini açıklamak mümkün değildir. Ayrıca bir
dil sadece varlıkları isimlendirmekle oluşmaz.
Başka bir fikre göre, dilin doğuşu
insanların çıkardığı doğal-duygusal seslerden geliyor olabilir. “Ouch, Ah!, Hey!, Wow!, Yuck!...gibi. Bu sesler genelde sıradan konuşmaya zıt
olarak ani nefes alıp verme sonucu oluşan seslerdir. Anlamlı kelimeler ise
böyle seslendirmeler içermez.
Bir diğer fikir “yo-heave-ho” olarak adlandırılan teoridir. Bir insanın sesi fiziksel
çabasıyla birleşerek dili doğurmuş olabilir, özellikle bu düşünce bir çok insan
tarafından aynı anda kullanılırsa daha da mantık kazanır. Yani bir grup insan
günlük hayatlarında doğal olarak kullanacakları homurtu, inilti, bağrışlar
sonucu dile bir başlangıç kazandırmış olabilirler. Bu fikre göre insan dili
sosyal bir içerik olarak gelişmiştir. Ama maymunların da sosyal çağrıları ve
homurtuları olmasına rağmen konuşma yetenekleri yoktur. Bu fikirde tam
anlamıyla seslerin kökenlerini açıklayamamaktadır.
Ağız Hareketleri Kaynağı (The Oral Gesture
Source) :
Bu fikre göre fiziksel hareketlerle ağız
hareketlerinin çıkardığı seslerin bağlantısı vardır. Tüm vücut hareketleriyle
olsa bile bütün duygusal durumlar ve niyetler açıklanamayacağından ağız kullanılarak dil geliştirilmiş olabilir.
Önce iletişim için vücut hareketleri
kullanılmış, sonra ağız, dudak, gırtlak hareketleriyle çeşitlendirilme
sağlanmış olabilir. Bu düşünceye Sir Richard Paget “a specialized pantomime of
the tonque and lips” adını vermiştir.
Mimik ve diğer hareketleri iletişim
maksadıyla kullanabiliriz. Ama bu fikir mimik ve diğer hareketlerden
seslendirmeye geçişi açıklamaz. Ayrıca bütün bu ağız
ve vücut hareketleri bütün dilsel mesajları asla karşılamaz.
Genetik Dilbilim (Glossogenetics)
:
Diğerlerinden biraz farklı bir görüştür.
Daha çok insan dilinin düzenleme ve gelişmesinin biyolojik temelini baz alır.
Diğer hayvanlarda olmayan insan simasındaki fiziksel yoğunlaşma başlangıç
olabilir. İnsan kafatası en eskileri bugünün gorillerine benzemesine rağmen
zamanla konuma yetisini olanaklı kılan şekle gelmiştir.
Fiziksel Uygunluk (Physiological
Adaptation) :
İnsan dişleri, maymunlarda olduğu gibi öne
meyilli değil, düzdür. Yüksekliği konuşmayı kolaylaştıracak şekildedir. Bunlar
“f, v, th” seslerini kolaylaştırır. Ayrıca insan
dudakları diğer hayvanlarda bulunmayan esnek ve karmaşık kaslardan oluşur, “p,
b, w” sesleri böylece kolaylaşır. İnsan ağzı ufaktır, hızlıca açılıp
kapanabilir ve dil hareketleri seslerin çeşitliliğini karşılamak için uygundur.
İnsan gırtlağı (diğer adı ses tellerini
içeren müzik kutusu) pozisyonuyla maymunlarınkinden farklıdır. İnsanın fiziksel
gelişimi sırasında insanın duruşu giderek başı öne, gırtlağı aşağıya itmiştir.
Gırtlakta oluşan sesleri yankılayan yutağı oluşturmuştur. Bu nedenle insanlar
yemek yerken nefesleri kesilir.
İnsan beyini gelişmiştir ve iki yarım küresi
farklı görevleri üstlenmiştir. Dil sol yarı küreden kontrol edilir. Alet
kullanma kontrolü de buradan sağlanır. Bu ikisi geliştikçe insan beyni de
gelişmiştir. Böylelikle el işi geliştikçe dile yatkınlık başlamış olabilir. Bir
ses çıkarmak için iki taş (ses) gerektiği gibi... İnsanlar isimlendirme
yeteneklerini geliştirdikten sonra biraya “beer”
adını koymuşlardır. Aynı şekilde başka bir şekilde “good”
ismini geliştirmişlerdir ve insan beyni bu iki kelimeyi birleştirecek olgunluğa
birkaç bin yıl da ulaşmıştır.
Etki-Tesir ve İnsanlar arası İlişkiler (Interactions and Transactions) :
İnsanların doğal sesleri gelişimleri
sırasında birleştirdikleri açıktır. Aynı şekilde acı, zorluk, korkma gibi
duygular ve örnek olan vücut hareketleri ile dili geliştirmeleri
kolaylaşmıştır. Dilin bu birinci ana fonksiyonuna Etki-tesir (Interactions) adı verilir. İnsanlar birbirleriyle sosyal ve
duygusal bağlar kurarken dile böylece ihtiyaç duymuşlardır.
Dilin diğer fonksiyonu bireyler arası
ilişkilerdeki vazifesidir (Transaction). Bundan kasıt
insanların yeteneklerini, bilgilerini paylaşmasıdır. Bu ilişkiler nesilden nesile gelişmiştir.
Interaction ve Transaction dilin
iki ana fonksiyonudur.
www.iolpgalerisi.com by Mustafa Baran