SECOND LANGUAGE
ACQUISITION / LEARNING
Anne ve babası farklı dil kullanan bir çocuk
iki dili de ana dili gibi öğrenebilir. İkinci dil daha geç gündeme gelir. Bu
konuda olan muamma (enigma) 2-3 yaşında 15-25 yaşındakinden
daha iyi öğretebilen başka bir sistem yoktur.
Acquisition barriers
(öğrenme engelleri) :
1. Dilin yetişkinlik veya gençlikte
öğrenilmeye başlanması. 2.
Okullardaki kısa periyotlar.
3. Diğer işlerle öğrencilerin meşgul olması. 4. İletişim kurmaları için zaten bir
ana dillerinin olması.
Hedef dili öğrenme zorluklarının bazıları
insanların gençlik veya yetişkinlik zamanlarında hedef dili öğrenme çabaları,
haftada bir iki saatlik çalışma, yapacak başka birçok işin olması, ana dilin
bütün iletişim ihtiyaçlarını karşılayabilmesi. Daha az göze batan nedenler ise
yetişkinlerin hedef dilin telaffuzuna daha zor alışmaları ve hedef dildeki
sesleri kullanamamalarıdır (Japonca ve Fransızca gibi). Bu kurnaz (cute) bir fikirdir ama destekleyen fiziksel bir kanıtı
yoktur.
Acquisition and
Learning :
Beklide bir çok insan için hedef dili
öğrenmenin ana zorluğu “acquisition” ve “learning” arasındaki uzaklıktır. Acquisition
(kazanılan şey) dil için kullanıldığında onu iletişim kurmanın gerektiği
durumlarda doğal olarak kullanarak dil yeteneğini geliştirmektir. Learning (öğrenme) ise bir dilin kelime ve grammar bilgisini edinme gelişimi olarak söylenebilir.
Mesela Matematik öğrenilir ama kazanılmaz. Öğrenme (learning)
aktiviteleri genelde okullarda verilir ve çalışılan dil hakkında bilgi
edinmektir. Kazanma (acquisition) aktiviteleri ise
başka bir ülkede uzun periyotlar halinde kalarak diğer insanlarla sosyal
iletişim içine girerek yapılır. Bu nedenle, dili öğrenen biri ustalığını dili
kazanan biri kadar geliştirmeye niyetlenemez.
Dili kazanma durumunda olan yetişkinler bile
hedef dili ana dilleri kadar ustaca kullanamayabilirler. Veya yazmada usta olup
konuşmayı beceremeyebilirler. Mesela Yazar
Joseph Conrad’ın romanları İngiliz Edebiyatının
klasikleri arasındadır ama yazarın İngilizce konuşması onun Polonya aksanından
fazlasıyla etkilenmektedir. Bu nedenle hedef dilin kelime bilgisi, grammar gibi kolları fonolojiden daha kolay kazanılır
diyebiliriz. Ergenlik çağındaki (puberty) Critical Period geçtikten sonra hedef dili tamamiyle
kazanmak çok zorlaşır. Bu kanıtlarla savunulan ama tartışılan bir konudur. Bu
konuda beynin “leteralization” gelişimi bir kanıt
olarak gösterilir. Bu gelişim sürecini şöyle düşünebiliriz : Dil yeteneği (language faculty) ana dil
tarafından fazlasıyla teslim alınır (take over), böylelikle hedef dili edinmek için gereken uyum ve
açıklık artar.
Bu fikre karşı, erinlik dönemindeki
çocukların hedef dili 7 yaşındaki bir çocuktan daha etkili ve çabuk öğreneceği
savunulmuştur. Elbette bu da mümkün olabilir, yani hedef dili kazanmak için
bazı faktörlerin bir araya gelmesi gerekiyor olabilir. En uygun (optimum) yaş
10-16 arası olabilir. Bu yaş araları dil kazanma yeteneğinin uyumu (flexibility) tamamıyla yok olmamıştır. Ayrıca çocuğun
bilme, kavrama (cognitive) yetenekleri daha
olgunlaşmıştır (mature).
The Affective Fitler
:
En uygun yaşta olsa bile dil kazanmayı
engelleyebilecek farklı türde bariyerler vardır.
Ergenlik çağındakiler küçük çocuklardan daha sıkılgan (self-conscious) olur. Eğer hedef dilin farklı seslerini
üretmekte isteksizlik veya sıkıntı varsa çocuğa fiziksel veya kavramaya yönelik
(cognitive) ne tür imkan verilirse verilsin çocuk dil
edinmeyi önemsemez (override). Eğer bu sıkılganlık
farklı bir kültüre karşı duyulan empati (başkasının duygularını
anlayabilme) ile birleşiyorsa bu Rusça ve Amerikanca gibi dillerin seslendirme
isteğine yani dil kazanmaya mani olur (inhibit).
Bu tür duygusal etkiler ağır test kitapları
(dull textbooks), hoş
olmayan sınıf çevresi ve yorucu ders programı yüzünden oluşuyor olabilir. Bu
tür dil kazanmaya engel teşkil eden olumsuz düşünceler veya tecrübeleri
tanımlamakta “affective
filter” kullanılır. Basitçe siz, stresli,
rahatsız, sıkılgan veya motivesiz iseniz bir şey öğrenmeyi istemeyeceksinizdir.
Çocuklar “affective filter
(his filtresi)” dan daha az zorlanır (constrain).
Elbette bu tür engeller hedef dili kazanmak isteyen çocuklar ve hatta
yetişkinler tarafında alt edilebilir. İlgi çekici (intriguing)
bir çalışmada bir grup yetişkin yabancı dil öğrencisine alkol kullanma
seviyeleri derece derece yükseltilerek sıkılganlık
seviyeleri azaltılmıştır. Hedef dilin telaffuzu öğrenciler arasında belli bir
seviyeye kadar yükselmiştir ama bir süre içildikten sonra tahmin edilebileceği
gibi aniden bozulmuştur (deteriorate). Yani French-with-cognac
veya Russian-with-vodka gibi kurslar kısa çözümler getirebilir ama ayılınca (sobriety) öğrencilerin sıkılganlığı geri dönecektir J
Öğrenme
Metotları :
Bütün bu engellere rağmen hedef dili
öğrenmekte yardım sağlayacak eğitim yaklaşımları ve metotları geliştirilmiştir.
1483te William Caxton’un “right
good lernyng for to lerne
shortly frenssh and englyssh” adında bir kitap
basmıştır. Bu dil öğrencileri için ilk kaynak değildir ama onun deyim
formatlarının (örneğin : syre god
you kepe. I haue not seen you in longe
tyme) bugün birçok modern karşılığı (counterpart) vardır. Dil öğrenimini ilerletmeyi (promote) amaçlayan yaklaşımlar bir yabancı dil en iyi nasıl
öğrenilir fikirlerini yansıtmaktadırlar :
Grammar - Translation Method :
En yaygın geleneksel yaklaşımdır. Hedef dil öğrenimini diğer akademik derslere
eşit derecede görür. Uzun kelime listeleri ve dil bilgisi kuralları ezberlenir.
Konuşma dilinden çok yazma dili vurgulanır. Bu yaklaşım kökenini Latin dilinin
öğrenimini sağlayan yaklaşımlardan almıştır. Grammar-translation etiketi bu yaklaşımın aleyhinde olanlar
tarafından hedef dilin nasıl kullanılacağına çocukların önem vermesini
sağlamayan yaklaşım olarak görülür. Bu metot ile Fransızca sınıfından yüksel
derece ile ayrılan öğrenci Fransa’da bu dili gündelik yaşamında kullanmak
durumunda kalırsa kendini boşlukta (loss) bulur.
Audio – Lingual Method : 1950lerde
popüler olan konuşma diline ağırlık veren farklı bir yaklaşımdır. Hedef dilin
yapılarını sistemli bir şekilde sunar. Bunu da basitten zora giderek ve
öğrencileri tekrar yapmaya zorlayan alıştırmaları vererek yapar. Bu metot,
“hedef dili akıcı bir şekilde konuşmak ancak çok fazla pratiğin sağladığı
gelişim ile mümkün olur” inancından fazlasıyla etkilenir. Bu pratiklerin büyük
bölümü dil laboratuarlarında saatlerce sözel tekrarlamalardan oluşmaktadır. Bu
fikir şu düşünce ile haklı çıkarılır (justify) :
Yabancı dil öğrenme alışkanlık formatında mekanik bir gelişmedir (Rivers 1964). Bu metot dil öğretmede yaygın olarak kullanılmasına
rağmen bugünlerde bu durum ile aynı fikre sahip dil bilimci veya psikolog
bulmak zordur. Dezavantajı gün gün tekrarlamalar
öğrenciye sıkıcı gelebilir ve ayrıca bu tek başına bırakılmış (isolated) tekrar alıştırmaları dilin doğal kullanımına
benzemez.
Communicative Approaches
: Bu yaklaşım dil öğrenme
deneyimlerinin son düzeltmelerinin (revision) en iyi
tanımlandığı metottur. Yapay örnek-pratik çalışmalarına ve dili kullanmak için grammar öğrenmenin gerekliliğini savunan inanışa tepkidir.
Yani ilk iki metoda tepki olarak ortaya çıkmıştır. Hedef dil sınıfında iletişim
deneyimleri yaratmanın farklı yolları olsa da ana tema şudur : Dilin
fonksiyonlarının, ne için kullanıldıklarının daha fazla üzerinde durulmalıdır.
Doğru grammar veya fonoloji gibi dilin formlarına
daha az önem verilir. Ders konuları farklı sosyal içeriklerden “asking for things”
gibi kavramlardan oluşur. Yani “ The Forms of Past Tense” gibi konular
seçilmez. “İş adamları için Japonca veya Sağlık çalışanları için İngilizce”
gibi belirli bir maksadı olan hedef dil öğrenimi için uygun (appropriate) materyal sağlayan çabalarla aynı amacı
paylaşan yaklaşımdır.
Focus on the Learner :
Hedef dil öğreniminde son yılların en önemli
değişimi ilginin öğretmen, yöntem veya ders kitaplarından öğrenci ve dil
kazanımına kaymasıdır. Örneğin konuşma ile ilgili yaklaşımların ortak
özelliklerinden biri öğrencinin yaptığı hatalara toleranstır. Eskiden hatalar
olumsuz sayılır ve kaldırılması gerekirdi. Öğrenci dilinde bu hataların artık
kabul görmesinin altında yatan değişim hedef dilin nasıl kazanıldığı ile ilgili
fikirlerdir. Bir İspanyol öğrencinin “three womens” hatasını onun doğru formu öğrenmesinde bir
başarısızlık olarak görmek yerine dil kazanma gelişiminin aktif olmasının
göstergesi (indication) olarak kabul etmeliyiz. Hata,
öğrencinin gelişimini engelleyen (hinder) bir şey
değildir. Ama öğrencinin yeni dilde iletişim kurmak için çeşitli yollara
denediğinin ipucu olarak görülebilir. Ana dilin edinilmesi sürecinde çocukların
dil bilgisi yapısına uymayan formlar üretmesi gibi hedef dilde de öğrencilerin
bazı durumlarda genelleme (overgeneralization)
yapmaları doğaldır. Burada verilen “three womens” hatası “creative constructioon”a örnektir.
Bazı hatalar ise ana dildeki yapı yada
ifadelerin hedef dile transferinden kaynaklanıyor olabilir. İspanyolca’da
sıfatlar isimlerden sonra geldiğinden Bir İspanyol öğrencinin İngilizce’de
sıfatı yanlış yere koyması mümkündür.
Eğer ana dil ve hedef dil benzer özelliklere
sahipse (isimlerin sonuna gelen çoğul eki gibi) öğrenci ana dil bilgisinden “positive transfer” alabilir. Diğer taraftan “negative transfer”de ana dilin özelliklerinden
birini hedef dili daha iyi anlamakta kullanamayız. Negative
Transfer (interference) hedef dil öğreniminin ilk
zamanlarında çok fazla yapılır ama hedef
dile alışkanlık geliştikçe azalır.
Interlanguage : Hedef dilin öğrencisi ana dili ile
bağlantısı olmadan bir çok hata yapabilir. Mesela bir İspanyol konuşmacının “She name is Maria” hatası ne
İngilizce’de, ne İspanyolca’da ne de İngilizce’nin kazanılması sürecinde
vardır. Bu tür hatalar hedef dilin kazanılmasında kullanılan sallantılı (inbetween) bir sistemin kanıtıdır. Bu sistem ana ve hedef
dilden parçalar içermesinin yanında doğal olarak (inherently)
kendi kurallarının da bulunduğu değişken bir sistemdir.
Bu sisteme “interlanguage” denir ve bütün hedef dil
üretiminin temeli olarak görülür. Eğer bir öğrenci hedef dil formlarının, hedef
dile uymayan birçok özellikler içeren, oldukça sabit (fairly
fixed) bir repertuarını oluşturursa ve bu öğrenci
hedef dilde daha fazla ilerleme sağlayamıyorsa, bu öğrencinin “interlanguage” inin “fossilized”
olduğu söylenir. Bu duruma “fossilization” denir. Bu durum hedef dil üretiminde
farklı aksanların oluşmasına neden olur. Yinede bir “interlanguage”
nin bu duruma girmesi kasıtlı değildir. Doğal olarak
gelişecek ve uygun durumun sağlanmasıyla iletişimin daha etkili bir kısmı
olacaktır.
Motivation : Başarılı bir dil öğrencisinin profilinde
birlik içersinde olan bazı faktörler vardır. açıkçası öğrenme güdüsü (motivation) çok önemlidir. En başarılı öğrenciler öğrenmeye
en fazla motive edilmiş olanlardır. Ayrıca motive bir sebep kadar başarının
sonucu da olabilir. Başarıyı (accomplishment)
destekleyen bir dil öğrenme durumu hataların ve doğrulamaların üzerinde duran (dwell on) sistemden daha yardımcı olur. Dahası, hata yapma
riskini alan, tahmin etmek için istekli olan, hedef dilde iletişim kurmak için
çabalayan öğrenci başarıya daha yakındır.
Input and output (verilen bilgi ve alonan
sonuç) :
Input, öğrencinin maruz bırakıldığı (expose) dili tanımlamak için kullanılır. Hedef dilde
yararlı olması için input, anlaşılabilir (comprehensible) olmalıdır. Bu da yapılarda ve kelimelerde
basit olmakla sağlanabilir. Bu türde konuşmaya “foreigner talk” denir. Ana dili
İngilizce olan birinin dil öğrencisine sorduğu “How are you getting
on in your stedies?”
sorusunu dil öğrencisi anlamaz ise soru basitleştirilip “English
class, you like it?” olarak basitleştirilir. Bu basitleştirilmiş konuşma
hem iletişimin sağlanması açısından hemde dil
öğrencisine örnek olması açısından yararlıdır.
Hedef dil öğrencisinin “interlanguage”
bilgsi geliştikçe daha çok etkileşim ve müzakere
şeklinde bilgiye (negotiated input)
ihtiyaç duyar. Öğrenci konuşmada geçen bir kelimenin anlamını bilmiyorsa,
söyleşi halinde o kelimenin basitçe açıklanmasını rica edebilir. Bu durumda
kelimenin anlamının hedef dil öğrenci tarafından kazanılması ile oluşan bilgi “negotiated input” tur.
Hedef dil öğrencisinin bilmediği kelime (triangle) söyleşi esnasında geçiyorsa,
öğrenci bu kelimenin anlamını sorar ve söyleşi boyut değiştirir. Konuşmacı
aklında triangle kelimesinin anlamını oluşturana
kadar input
alır ve output
üretir. Anlamlı Output üretebilmek hedef dil
öğrencisinin gelişimi için önemli bir faktördür. Bunu sağlamak büyük yabancı
dil sınıflarında zordur. Farklı görev türleri ve birbirleriyle etkileşimleri
için aktiviteler oluşturmak bir çözüm olabilir. Öğrencilerin birbirlerinden
hatalarını alması korkusuna rağmen bu tür (task-based learning) bir öğrenme daha
fazla ve daha iyi hedef dil kullanımı sağlar. Bu tür aktivitelerin amacı hedef
dil hakkında öğretmekten çok hedef dilde karşılıklı iletişim geliştirmektir.
Communicative Competence
(iletişim kurma yeteneği) :
Hedef dilde iyi bir iletişim kurmak için
gerekli üç özellik vardır. Bunlar hedef dili doğru olarak (accurately), uygun bir şekilde (appropriately)
ve farklı durumlara uyabilecek şekilde uysallıkla (flexibly) kullanılmasıdır. Bu üç özellik
“grammatical, sociolinguistic, strategic competence” olarak sıralanabilir. Birinci özellik dilin
kelime ve yapılarının doğru kullanılmasını gerektirir. Sadece bu özellik uygun
bir iletişim için yeterli değildir. Ayrıca hedef dilde anlamı uygun şekilde
izah edebilme özelliği de gerekir. Bu duruma ise “sociolinguistic competence”
denir. Örneğin bu bilgiye sahip bir öğrenci “Give
me some water!”
sorusu yerine “Can I have some
water?” sorusunu kullanacaktır.
Son özellik ise “strategic competence”dir. Bu yetenek, mesajı etkili bir
şekilde oluşturmak ve stratejilerle zorlukları karşılamak (compensate)
anlamını taşır. Hedef dil kullanımında, öğrenciler iletişim kurma niyetleri ile
o niyeti ifade etme yetenekleri arasında aykırılık (gap)
olduğunda bazıları sadece susacak, bazıları ise “communication strategy”
kullanarak problemi aşacaktır. Örneğin bir Alman, İngilizce konuşmasında “een hoefijzer” kelimesinin
karşılığını bilmiyorsa “the things
that horses wear under their
feet” şeklinde bir ifade kullanarak dinleyicinin “horseshoes” kelimesini algılaması sağlanabilir. Bu durum (flexibility) iletişimde başarıyı sağlayan bir anahtardır.
Kısaca, iletişimdeki potansiyel problemleri aşmayı sağlayan bir yetenektir.
Applied Linguistics
(uygulamalı dilbilimi) :
Hedef dilin karmaşık doğası incelenirken biz
fikirleri sadece dilbilimine ait analizlerden değil iletişim çalışmaları,
eğitim, psikoloji ve sosyoloji gibi alanlardan da almak zorundayız. Bu büyük
çaba “applied linguistics” olarak adlandırılır. Dili içeren konularla
ilgili büyük bir çabanın sunumu olduğundan uygulamalı dilbilimi, son yıllardaki
dil çalışmalarındaki araştırmalar için en aktif alanlardan biri olmuştur.
www.iolpgalerisi.com by Mustafa Baran