PRAGMATICS (Sebep – Sonuç İlişkisi) :
Bir dildeki sesleri okurken veya duyarken,
kelimelerin anlamı kadar konuşmacının bize ne iletmek istediği de önemlidir.
Konuşmacının göndermek istediği anlam üzerindeki çalışmalara Pragmatics adı verilir.
Invisible Meaning :
Bir park yerindeki “Heated
Attendant Parking”
reklamından “car” kelimesi geçmemesine rağmen araba
parkı olduğunu ve bir görevlinin arabamızla ilgileneceğini anlayabiliriz. “Heated Attendant” kelimesinden
kimse “yanımızda bir hizmetli getirip onu park edebilirsiniz” anlamı çıkarmaz.
Bu örnekte anlam gizlidir. Kelimelerin gerçek anlamını değil konuşmacının
iletmek istediği mesajı algılarız.
Context (söz gelişi) :
Linguistic Context/Co-text : Daha önce “bank” kelimesinin birden fazla
farklı anlamı olduğunu görmüştük. “Bank” kelimesini cümlede “step” veya “overgrown” gibi kelimelerle birlikte kullanıldığında anlamı
“nehir kenarı” olacaktır. “to get
to the bank to cash a check”
ifadesinde aklımıza gelen ilk anlamı “Banka” dır. Böyle konuşma veya yazıda
geçen konuşmacının iletmek istediği anlama “linguistic
context” denir.
Physical Context : Bir binanın duvarında “bank” yazısı
görürsek aklımıza ilk gelen anlam elbette nehir kıyısı olmaz. Okuyup
yazdıklarımızın büyük bir bölümü bu gibi “physical context”e bağlıdır.
Deixis :
Dilde konuşmacının “physical
context” i alınmadan anlam kazanmayacak birçok kelime
vardır.Örneğin; You’ll have
to bring that back tomorrow,
because they aren’t here now.
Yukarıdaki cümle konuşmacısını, durumu,
yerini ve zamanını bilmiyorsak bizim için hiç bir şey ifade etmez. Bu gibi
ifadelerde “physical context”
kelimeye anlam kazandıracaktır. Böyle ifadelere “deictic
expressions” denir.
Kelime bir kişiyi işaret ediyorsa (me, you, him,
them) : Person Deixis.
Kelime bir yeri işaret ediyorsa (here, there, yonder) : Place Deixis.
Kelime zamanı işaret ediyorsa (now, then, last
week) : Time Deixis.
Kişi, yer ve zaman bilgileri bize anlamlı
olabilmesi için ön bilgimiz olması gerekir. Örneğin; birisi bize doğru
geliyorsa “Here she comes!”
yada bizden uzaklaşıyorsa “There she
goes” ifadeleri yalnız kendimiz için anlamlıdır.
Bir bar sahibi “Free
Beer Tomorrow” tabelası ile
müşterilerinin dikkatini çekmek ister ama “tomorrow”
ifadesi için kimse ön bilgiye sahip olamaz. Burada da deixis
vardır.
Reference (kinaye, ima) :
Kelimelerin kendileri bir şeyleri ima etmez,
onları yönlendiren bizleriz. Bir konuşmacı dinleyicinin bir şeyi teşhis etmesi
için dili kullanır. Kelimenin gerçek anlamı değil konuşmacının verdiği anlama “reference” denir. Örneğin;
Bir insan hakkında tek bildiğimiz hızlı ve
gürültülü motosikleti ile evimizin önünden geçtiği
ise ve adını bilmiyorsak ona Mr.Kawasaki
diye hitap etmemiz Reference’ye örnektir.
Bir garson diğerine “Where
is the fresh salad sitting? diye seslendiğinde
ima ettiği salata ısmarlayan müşteridir. Bu örnekte “salad”
insanı ima etmektedir.
Picasso is in the museum.
We saw Shakespeare in London
I enjoy listening to Mozart
Can I look at your Chomsky?
Anaphora
Can I borrow your book?
Yeah, it’s on the table
Yukarıdaki soru-cevap örneğinde “book” ile “it” kelimeleri arasında bir bağlantı vardır. Bu
bağlantıdaki “it” kelimesi anaphora’ya “book” ifadesi ise “antecedent”e
örnektir. Bu örnekte “book” “anaphoric”
bir tanımlamadır.
Anaphora ile Antecedent (referent) birbirine dolaylı yoldan da bağlı olabilir.
Örneğin;
I was waiting for the
bus, but he just drove by
without stoping.
Presupposition
Bir konuşmacı “this,
he, Shakespeare” gibi
ifadeler kullandığında dinleyici bunların neleri ima ettiğini anlar. Bazı
durumlarda konuşmacının ilettiği mesajlarda dinleyicinin önceden bildiği
durumlar olur. Bu duruma “presupposition” adı
verilir. Örneğin;
“Your brother is waiting outside for you”
ifadesinden bir kardeşimiz olduğu “presupposition”a
örnektir.
“How fast were you
going when you ran the
red light?” sorusunu soran
avukat bu sorunun “how fast?”
kısmına cevap alırsa sanık kırmızı ışıktan geçtiğini
itiraf ediyor demektir. Bu durum da avukat “presupposition”
yapıyordur.
“Pressupposition”
un doğruluğunu test etmek için örnek cümlenin olumlu ve olumsuz halleri yazılıp
ön-bilginin hala doğruluk taşıyıp taşımadığı incelenir.
“My car is a wreck” ile “my car is not a wreck” örneğinde ön-bilgi : I have
a car.
Bu duruma “constancy
under negation” denir.
Speech Acts :
“Speech Acts” tamlamasından kasıt durumlar, ricalar, emirler,
sorular ve bilgilendirmedir.
Forms : Interrogative :
Soru edatı içeren. Functions
: Soru
Imperative :
Emir kipi içeren. Emir, rica
Declarative
: İfade edilen. Durum
Direct Speech Act :
Konuşmacı dinleyiciden bilmediği bir bilgiyi almak istiyorsa ve “Did he…...?, Are
they……?, Can you….?
şeklinde sorduğu sorulardır.
Indirect Speech Act :
Konuşmacı bir rica veya emir anlamında söylediği sözlere denir. Örneğin;
Can you pass the salt? Tuzu uzatır mısın?
You left the door open!
Kapıyı açık unuttun (Kapat!)
Politeness :
Nezaketi insan yüzü ifadesi ve mimikleriyle
ele verir. Sözlediğiniz söz dinleyiciye korku vermeye
yönelikse buna “face-threatening
act” denir. Dinleyicideki korkunuz kademe kademe azalıyorsa buna “face-saving act” denir.
Negative-face : Negatif yüzümüz bir bağımsızlığa, yükten
kurtulma özgürlüğe ihtiyaç duyar.
Possitive-face : Bağlılık, aitlik, bir grup üyeliğine ihtiyaç
duyar.
www.iolpgalerisi.com by Mustafa Baran