LANGUAGE AND THE BRAIN
Beyin, dili kullanma yeteneğinin saklı
olduğu yerdir. Dil ve beyin arasındaki bağlantıyı çözmek için “sinirsel dil
bilimi” (neurolinguistics) üzerinde çalışmamız gerekir.
Phineas P. Gage : 1848 yılının Eylül ayında
Cavendish, Vermont’ta bir inşaatta usta başı olan Gage’nin başından bir kaza
geçer. Görevi yeni bir demir yolunun geçmesi için kayaları patlatmaktır. Bir
seferinde Gage patlayıcıyı kayanın üzerinde bir deliğe yerleştirirken barut
alev alır. Patlama uzun bir demir çubuğu Gage’nin üzerine fırlatır. Çubuk sol
üst yanağından (upper left cheek) girer ve alnının üst kısmından çıkar. Gage
kimsenin şahit olamayacağı bir acıyı yaşamıştı. Yinede bir ay sonra Gage
konuşmasına ve duyularına bir zarar gelmemiş şekilde ayaktaydı.
Örnek açıktır. Metal bir çubuk Gage’nin
beyninin ön bölümünden boydan boya geçmişti ama onun dil üzerine yetenekleri
etkilenmemişti. Yani eğer dilsel yetenekler beyinin bir kısmına yerleştirilmiş
ise burası ön kısmı olamaz.
Parts
Of The Brain :
O günden bu güne beyinin dil fonksiyonları
ile ilgili bazı kısımları hakkında keşifler yapıldı.
Beyin iki yarı küreden oluşur. Bunlar sağ ve
sol yarıkürelerdir (hemispheres). Omuriliğe (spinal cord) bağlandığı bir
gövdeye sahiptir. Sol yarı kürenin iç ve orta kısımlarında bulunan dört ayrı
bölüm dilsel yeteneklerimiz için ayrılmıştır. Bunlar otopsilerde (autopsies)
yapılan araştırmalarda, hayatta oldukları zamanlarda dilsel problemler yaşamış
insanların beyinleri incelenilerek tanımlanmıştır. Bu bölümlere zarar gelmediği
sürece insanın dilsel yetenekleri değişikliğe uğramaz.
1)
Broca’a Area : Beynin iç
kısımlarında biraz alın hizasında bulunan bir kısımdır. Anterior Speech Cortex
(öndeki konuşma kabuğu) olarak da adlandırılır. İsim babası olan Paul Broca
Fransız bir cerrahtı (surgeon). 1860larda yazdığı bir raporunda bu bölümü zarar
görmüş olan hastaların büyük bir konuşma zorluğu çektiğini yazmıştı. Beynin sağ
yarıküresindeki aynı bölümünde böyle bir etkinin olmadığı da raporda
bulunmaktaydı. Bu, dilsel yeteneklerin beynin sol yarı küreye bağlı olduğunu
destekleyen ilk kanıttır. Yani kısaca sol yarı küredeki Broca bölümü konuşmayı
üretir.
2)
Wernicke’s Area : Beynin
iç, arka kısımlarında bulunur. Posterior Speech Cortex (gerideki konuşma
kabuğu) da denir. 1870lerde Carl Wernicke adında bir alman doktor tarafından
tanımlanmıştır. Doktor raporunda beyinlerinin bu bölümleri zarar görmüş olan
hastalarının konuşma algılarında (speech comprehension) sorunlar olduğundan
bahsetmiştir. Bu buluş hem beynin sol yarı küresinin konuşma yeteneklerine
ayrıldığını desteklemiş hem de konuşmayı anlama işlevinin beynin hangi kısmında
gerçekleştiğini tanımlamıştır.
3)
The Motor Cortex : Beynimizin
üst-orta bölümüdür. Beynin bu bölümü kas hareketleri ile görevlidir. Bu bölümün
“Broca’s Area’ya” yakın olan kısmı yüz, dil, gırtlak (larynx) ve çene kaslarını
(articulatory muscles) kontrol eder. Beynin bu bölümünün konuşmanın fiziksel
öğeleriyle alakalı olduğu 1950lerdeki bir çalışmayla kanıtlanır. Penfield ve
Roberts adlarında iki sinir-cerrahı (neurosurgeon) deneylerinde beynin belirli
bölgelerine elektirik şoku uygularlar. Elektrik verilen bu bölümler normal
konuşmaya zarar vermektedir (interfere).
4)
The Arcuate Fasciculus : Yine
Wernicke’nin buluşu olan Wernicke’s Area ile Broca’s Area’yı birbirine bağlayan
bir yığın (bundle) sinir kablosudur (nevre fibers).
The
Localization View (Yerini belirleme fikri) :
Sonuç olarak dilin bazı belirli bölümleri
beyindeki bazı belirli bölümlerle uyumludur (accord). Bir kelimeyi duymak ve
anlamak (comprehend) Wernicke’s Area sayesinde mümkündür. Daha sonra bu
sinyaller “Arcuate Fasciculus” ile Broca’s Area’ya aktarılır. Burada ise
konuşmayı üretecek hazırlıklar yapılır. Daha sonra sözü oluşturacak fiziksel
hazırlıkları yapması için sinyal Motor Cortex’e gönderilir.
Bu açıklama gerçekte olanın çok
basitleştirilmiş bir versiyonudur. Bu noktada şöyle bir problem çıkmaktadır.
İnsan beyninin karmaşık mekanizmasına dilin bölümleri konusunda böyle görevsel
yerleştirmelerde bulunursak; beynin, merkezi sinir sistemi ile, beyindeki kanın
rolleri ile ve birbirine bağlı olan (interdependent) beynin doğal diğer
fonksiyonları ile anlaşılması güç (intricate) bağlantılarını ihmal etmiş (neglect) oluruz.
Localization view (yerini belirtme fikri)
bizim dilsel yeteneklerimizin beyinde belirli bölgelere bağlı olduğunu savunan
fikirlerden birisidir. Bazı çalışmacılar bu fikrin geçersiz olduğunu kanıtlayan
örnekler gösterirler. Beynin herhangi bir bölümüne zarar gelmesi başka
bölümlerinde geri tepmeye (repercussion) neden olabilir. Sonuç olarak dilsel
davranışların bölümleri ile beynin bölümlerini belirli kesin bağlarla
tanımlarken daha ihtiyatlı, dikkatli (cautious) olmalıyız.
Other
Views (Diğer Fikirler) :
Beyinde tam olarak neler olup bittiğinin
tanımlanmasında yetersiz kalabilecek mecazi kalıplarda beyinde bazı gelişimsel
süreçler düşünülebilir. Patika (pathway) mecaz anlatımı elektronik çağda çok
uygun (appropriate) tanımlanabilir. Çünkü bu işlem elektriksel daireler
(electrical circuits) yoluyla sinyal yollamaya benzer bir şekilde yol alır
(conjure up). İlk zamanlarda mekanik teknolojinin hakimiyetiyle Sigmund Freud,
ustaca (subtly) bir “steam engine metaphor’u” (buhar makinesi) kullandı. Bu
açıklama beyin aktivitelerinin belirli rollerini belirtmekteydi. Çalışmalarında
baskı altında tutulmanın etkilerini (repression), ani kurtulma ve baskı
çeşitlerinin beynin aktivitelerindeki rollerini açıklamaya çalışmıştır. Yine
ilk zamanlarda, Aristotle, kendi metaphor’unda beyni görevi kalbin kanını soğuk
tutmak olan soğuk sünger olarak açıklamıştır. Bu fikre Galen meydan okumuştur.
Bir anlamda, beyindeki gelişimin fiziksel
kanıtını bulamadığımızdan eski zamanlarda bu şekilde fikirler ortaya çıkmıştır.
Direk bir kanıt olmadığından dolaylı yoldan geliştirdiğimiz çalışmalarla beyni
keşfetmeye çalıştık. Bu metotlardan bazıları aşağıda açıklanmıştır. Bu metotlar
1970de MacKay tarafından şöyle tanımlanmıştır : Geçici türlerinden karmaşık ve
incelenemeyen bir sistemin özelliklerini anlamak.
Tongue
Tips and Slips :
Bazı araştırmalar gösteriyor ki, dil
kullanıcıları gibi hepimiz bazen beyin ve konuşma üretiminin birlikte
pürüzsüzce (smootly) çalışmasında zorluklar çekebiliriz (belki o gün
diğerlerinden daha kötü geçmiştir sadece). Bizim dilsel bilgimizin beyin ile
organize olma yolu ele alınarak mümkün ip uçları halinde bu türdeki (this sort)
ana üretim zorlukları incelenmiştir
Örneğin Tip-of-the-tongue
fenomeninde bazı kelimelerin sanki bizden sakındığını (eluding) hissederiz.
Gerçekte kelimeyi biliyor fakat kullanmayız. Bu fenomen üzerindeki araştırmalar
gösterdi ki, aslında konuşmacılar kelimenin fonolojik ana hatlarına
sahiptirler, birincil sesleri (initial sound) doğru alabilirler ve kelimedeki
hece sayısını çoğunlukla bilebilirler. Bu deneyim daha sık, nadir kullanılan
isim ve terimlerde görülür. Yani bizim kelime hazinemiz (word-storage) bazı
fonolojik bilgilerin temelinde düzenleniyor (organize) ve bu hazinedeki
kelimelerin bazılarına diğerlerinden daha kolay ulaşılabiliyor (retrieve)
olabilir. Bu ulaşım sürecinde hata yaptığımız zaman, genelde hedef kelime ile
hatalı kelime arasında güçlü bir fonolojik benzerlik bulunur. Örneğin;
konuşmacı “sextant” kelimesini (gemicilikte bir gök cisminin yüksekliğini ölçen
alet) kullanacağı sırada “secant”, “sextet” veya “sexton” kelimelerine yönelebilir.
Bu türdeki hatalara “Malapropisms” adı verilir.
Benzer bir konuşma hatası da slip-of-the-tongue olarak adlandırılır.
Bu hata şeklinde kelimeler hece veya bütün olarak birbirine karışmış (tangled)
olabilir. Örneğin;
make a long story short : make a long shory
stort
the thine sing : the sign thing
use the door to open the key / a fifty-pound
dog of bag food.
Bu hata türü ayrıca Spoonerism olarak da
adlandırılır. (bu hata türünü yaygınca yapmasıyla ün salmış Oxford Üniversitesi
din adamı William Spooner’dan gelir).
To a rural group : Noble tons of soil
Describing God : A shoving leopard to his flock.
To an absent pupil : You have hisses all my
mystery lectures.
Oscar Wilde : Work is the curse of the
drinking classes.
Tips-of-the-slung
: Bir sesin bir kelimeden
diğerine taşınmasıyla oluşabilir. Örneğin : black bloxes : black boxes. Veya
bir sesin diğer kelimenin aynı kısmına kopyalanması şeklinde olabilir. Örneğin
: noman numeral : roman numeral, a tup of tea (cup), the most highly played player
(paid).
Son örnek ters (reversal) türden bir
slip’tir. shu flots, beel fetter, stick neff, loop before you leak.
Son iki örnek son seslerdeki (word-final)
kargaşadan doğmaktadır ve bu örnekler ilk seslerin (word-initial)
karıştırılması kadar yaygın değildir.
Diğer bir slip (yanlışlık) türü ise beynin
aldığı sinyallere nasıl bir anlam verdiği hakkında ipucu verir. Bu tür
yanlışlara slip-of-the-ear adı
verilir. Mesela bir kişinin söylediği “grey tape” sözünü başkasının “great ape”
olarak anlaması gibi.
Aphasia
(söz yitimi) :
Bu hataları bazı insanlar sürekli
(constantly) yaparlar. Dildeki bu tür düzen bozukluğunun sürekli
tekrarlanmasına Aphasia denir. Bu dil formlarını üretme veya anlamada zorluklar
yaratan merkezlerde örneğin beyinde bir hasara bağlı dilin fonksiyonlarındaki
bir bozulmadır (impairment). Aphasia hastalığının büyük bölümüne darbeler
(stroke) neden olur. Aynı şekilde şiddet ve kazalara bağlı beyin sarsıntıları
(traumatic head injures) da neden olabilir. Aphasic olan biri anlamada zorluklar
çekebilir ve bu dil üretiminde de zorluklar çekmesine neden olabilir.
Broca’s
Aphasia :
Bu hastalığın bir türü Motor/Broca’s Aphasia
diye adlandırılır. Bu türde; konuşma miktarında sürekli bir azalma, düzensiz
telaffuz (distorted articulation) ve yavaş, çaba gerektiren konuşma vardır.
Sözlenen sözler normalde isim ve fiiller gibi sözcüksel morfemler içerir. Bu
hastalıkta konuşmacı fonksiyonel morfemleri unutur. Böylece dil bilgisi
işaretlerinin kullanılmamasıyla konuşmada anlatım bozuklukları oluşur.
Aphasic biri şu şekilde cümle kurabilir : I
eggs and eat and drink coffee breakfast.
Daha şiddetli bir hastada : my….cheek….very
annoyance…main is my shoulder…aching all roud here.
Veya ne tür bir gemiyle yolculuk ettiği
sorulan bir hastanın : a stail…you know what I mean… tal…stail.
Broca’nın Aphasia’sında anlayış
(comprehension) üretimden daha iyi durumdadır.
Wernicke’s
Aphasia :
Bu hastalıkta zorluk algılamadadır. Bu
nedenle Sensory Aphasia diye de bilinir. Sorun dilsel bilgiyi anlamadadır
(comprehension). Bu türde bir hasta takılmadan konuşuyor olabilir ama
algılaması sorunludur. Doğru kelimeleri bulma zorluğu ve bu nedenle dolambaçlı
(circumlocution) konuşmalarda bu türle alakalıdır. Örneğin What is ink for? :
To do with a pen. (bu tür hastalık Anomia diye de adlandırılabilir).
Conduction
(taşıma) Aphasia :
Daha az yaygın olan bu türde sorun beynin
anlama ve üretme kısımlarını birbirine bağlayan “arcuate fasciculus” bölümünün
zarar görmüş olmasıdır. Bu türde hastalar telaffuz (articulation) problemi yaşamazlar.
Ama kekelemeler (hesitation) ve duraksamalar nedeniyle ritim bozuklukları
yaşayabilirler. Algılamada da bir sorun yoktur. Problem başka birinin söylediği
sözü tekrarlamaya gelince yaşanır. Duyulan ve anlaşılan her ne olursa beyinde
konuşmanın üretildiği alana taşınamaz. “Base” ve “wash” kelimelerini üretmek
için “vaysse” ve “fosh” gibi kelimeler yaratmaktır.
Aslında bu belirtiler (örneğin : kelime
bulma zorluğu) bütün Aphasia türlerinde görülebilir. Veya dementia (bunaklık)
gibi beyinle ilgili hastalıklarda da karşılaşılabilir. Ayrıca konuşmada
sorunlar yaratan durumlar yazmada da sorun çıkarabilir. Algı bozuklukları
(impairment) ise okuma zorlukları şekline dönüşebilir. Bütün bu anlatılan
dildeki düzen bozuklukları çoğunlukla beynin sol yarı küresine gelen zarar
sonucu oluşur.
Dichotic
Listening :
Deneysel bir teknikle dil fonksiyonlarının
beynin sol yarıküresi ile alakalı olduğunun kanıtlanmasına “dichotic listening
test” denir. Bu tekniğe göre vücudun sağ tarafını beynin sol bölümü, aynı
şekilde vücudun sol tarafını ise beynin sağ bölümü kontrol eder. Sol yarı
kürenin zarar görmesi vücudumuzun sağ kısımlarında görev bozukluklarına neden
olabilir. Buna göre basit bir tahmin (assumption) yaparsak; sağ kulaktan gelen
bir sinyal beynin sol yarı küresine, sol kulaktan gelen bir sinyal ise sağ yarı
küreye gitmelidir.
Right
Ear Advantage : İki
kulaktan aynı anda farklı sinyaller yollandığında, sağ kulaktan gelen sinyal
daha doğru ve çabuk algılanır. Bunun nedeni sağ kulaktan gelen sinyalin direk
beynin sol yarıküresine yollanması, sol kulaktan gelen sinyalin ise önce sağ
ardından sol yarı küreye yollanmasından kaynaklanmaktadır. Deneylerde sol yarı
küreye ilk ulaşan sinyal kazanmaktadır ve buna Sağ Kulağın Avantajı denir.
Yapılan buna benzer testlerde insan beyninin
sağ yarı küresi müzik, kuş sesi, trafik gürültüsü gibi “non-verbal” (çevresel)
sesleri diğerlerinden daha kolay algılar. Sol yarı küre ise dil ile ilgili
sesleri daha rahat işler.
Bazı araştırmalarda bu farkın materyal ile
değil işlem şekli ile ilgili olduğunu göstermiştir. Beynin sol yarıküresi
çözümsel (analytic) gelişime, sağ yarı küresi holistic gelişime yatkındır.
The
Critical Period : İnsan
beyninin sol yarıküresinin dile yatkınlığı tek taraflı (lateralization)
görünmektedir. İnsan çocuğu doğar doğmaz dilsel bir gelişime sahip olmadığı
için, bu tek taraflılık erken çocuklukta başladığı düşünülür. Bu dil kazanımı
(acquisition) ile aynı zamana denk gelir (coincide). Çocukluk sırasında belli
bir yaşta insan beyninin dili algılama ve öğrenme için en hazır olduğu bir
dönem bulunduğuna inanılır. Bu döneme “Critical Period” adı verilir. Eğer
herangi bir nedenle bir çocuk bu dönemde dil edinimini sağlayamazsa daha sonra
öğrenmekte büyük zorluk çeker.
Genie
: 1970 yılında Genie adında
bir çocuk Los Angeles’ta çocuk hastanesine alınır. 13 yaşındadır ve hayatının
büyük bir kısmını küçük kapalı odasında bir sandalyeye bağlı geçirmiştir.
Babası en ufak bir ses çıkardığında onu dövmüştür. Radyo veya televizyonu da
yoktu. Annesi onun tek insan kontağıydı. O da oğlunu beslemek için birkaç
dakikadan fazla kalamazdı. Bu kız hayatının tamamını fiziksel, duyusal, sosyal
ve duygusal yoksunlukla (deprivation) sürdürür.
Genie durumu öğrenildikten sonra dili
kullanmayı geliştiremez. Kısa bir süre sonra diğer insanların seslerini
algılamaya ve iletişim kurmaya çalışır. Kelime bilgisi çok basit kaldı. Eğer o
bu andan itibaren kelime hazinesini normal düzeye kadar geliştirebilirse
“Critical Period” teorisini çürütmüş olacaktı. “Critical Period” dönemi
ergenlik (puberty) çağıyla sona erdiğinden bu zamandan sonraki dil edinme
çabalarında büyük zorluk yaşaması gerekirdi.
Fikir olarak, çocuklukta bir dil edinme
programı oluşturmak beynin sol yarı küresinin görevidir. Bu program yüklenmez ise
edinim zor ve zaman alıcı olacaktır.
Genie’ye yapılan testler gösterdi ki kızın
beyni sol yarı küre becerilerine sahip değildi. Eğer durum buysa sınırlı da
olsa dil öğrenmeye nasıl başlamış olabilirdi? Daha sonraki deneyler dil
becerileri için Genie’nin beyninin sağ yarıküresini kullandığı gösterdi. Bunu
“dichotic listening” testinde güçlü bir sol kulak avantajına sahip olarak
gösterdi. Bu gibi sonuçlar dilsel yetenekleri yerleştirmek için beyinde belirli
bir kısım gerekmediğini gösterdi. Ayrıca bu durum, beyni hasar görüp dilsel
yeteneklerini kaybetmiş insanların daha sonra nasıl derece derece kendiliğinden
tedavi olduklarını açıklar.
www.iolpgalerisi.com by Mustafa
Baran